10.17
Temel bir kitapevine girmiş, tezgahtara,
- Bana bir roman lazum…
demiş. Tezgahtar sormuş,
- Efendim ağır mı olsun yoksa hafif mi?
Temel,
- Farketmez, nasul olsa arabam kapinun önünde…
Fıkra Gülmenin Merkezi
Temel bir kitapevine girmiş, tezgahtara,
- Bana bir roman lazum…
demiş. Tezgahtar sormuş,
- Efendim ağır mı olsun yoksa hafif mi?
Temel,
- Farketmez, nasul olsa arabam kapinun önünde…
Otelci Temel in kapısını bir gece bir İspanyol asil zadesi çalmış.
- Odanız var mi?
- Kimsunuz?
- Jose de Santana de Monte Cristo de Santa Cruzo.
- Haa, pu katar usagu alacak yerum yok!..
Temel ve Dursun paraşüt eğitimlerini tamamladıktan sonra ilk atlayışları için havalanırlar. Makul seviyeye geldiklerinde komutanları son kontrolleri yapıp;
- Atladıktan bir süre sonra paraşütün sağ tarafındaki ipi çekin paraşütleriniz
açılacaktır… Şayet açılmazsa hiç telaşa kapılmayın, sol tarafta yedek paraşütün ipi var onu çekin sorun kalmaz… İndiğinizde sizi bir jeep bekliyor
olacak sizi karargaha geri götürecek.
Askerler korkarak da olsa atlamışlar. Heyecanla sağ taraftaki iplerine asılmışlar… Tık yok. Taş gibi düşüyorlar. Hemen sol taraftaki iplere asılmışlar ama paraşütler yine açılmamış…
Temel bunun üzerine bağırmaya başlamış :
- Ula bu komutanun hiçbir dedugu çikmiyor… Hele bir de aşagida jeep yoksa o zaman anasini belleyecegum!..
Temel ile Dursun ormanda kamp kurmuşlar. Bir ara Temel Dursun a seslenmiş,
- Dursun şu ormanın güzelliğine bak…
Dursun söyle bir etrafına bakmış,
- Ağaçlardan bir şey göremiyorum ki…
Temel İstanbul da bir iş yeri açar ve işler tıkırında gidince altına hemen Mercedes marka bir araba çeker. O günlerde Trabzon dan annesi arar ve :
- Temel oğlum, baban öldi. Hemen cel.
Temel arabaya atlar ve hemen yola koyulur. 6 saatte trabzon a varır.
Neyse, babasının cenazesini kaldırırlar, akşam annesinden izin ister ve işleri yüzünden hemen İstanbul a dönmesi gerektiğini söyler. Annesi onayladıktan
sonra İstanbul a telefon açıp yanında çalışanlara :
- Uşaklarim, benceliyoryum beni karsulayun.
Uşaklar bekler Temel gelmez. 1 gün geçer, Temel yok. 2 gün geçer Temel, yok. 3 gün geçer Temel yok. 4 gün sonunda Temel gelir. Hemen sorarlar
- Patron 6 saatte gittin, 4 günde döndün. Çok merak ettik seni.
Temel bunun üzerine uşaklaruna döner ve der ki :
- Ula usaklarum bu Almanlari anlamiyorum… Arabaya 5 tane ileri fites koymuşlar, sanki isin geri dönüsü yok gibi geri fitesten sadece 1 tanecik koymuşlar. O sebepten geç celdum.
Temel ve Dursun kahvenin önünde oturuyorlarmış. Bir turist gelmiş ve Temel e İngilizce yolu sormuş. Temelde ses yok. Turist bu defa Almanca sormuş. Temelde yine ses yok. Turist bu defa Fransızca konuşmuş. Yine ses yok. İspanyolca, yine ses yok. Turist kızmış, bağırıp çağırdıktan sonra çekip gitmiş. Bunun üzerine Dursun Temele,
- Bir lisan öğrenmemizin zamanı geldi galiba…
demiş. Temel ise Dursun a dönerek,
- Boş ver, ne gerek var? Adam dünya kadar lisan biliyor ama bir derdini anlatabildi mi?..
Temel in taksisine Texaslı bir adam binmiş. İstanbul da dolaşırken Akmerkezi göstererek “Büyük bina, bizim orda bunu 2 günde yaparlar”, Galata Kulesini göstererek bizim orda bunu 1,5 günde yaparlar” diye atıp tutuyormuş.
Sonunda Temelin canına tak etmiş ve Süleymaniye Camisini göstererek,
- “Allah Allah…” demiş. Texaslı ne oldu diye sorunca,
Temel, “Az önce geçtik ama burada böyle bir cami yoktu… Yine kaşla göz arasında yapmış bizimkiler” demiş…
Bilindiği gibi Kayserililer ticaretci bir ruha sahip insanlardır. Mal almak için istanbula giden bir kayserili çok güzel ve geniş hemde köşe başı bir dükkanı görünce burada çok güzel ticaret yapılır düşünceleriyle dükkanın içine gayri ihtiyari uzun uzun bakar.
Kayserili’nin biri Ilahiyat okumak icin Misir’a
EL-Ezher üniversitesine gitmis. Yedi senelik okulu memleketine hasret
kaldigi icin alti sene sonra birakmak istemis. Hoca’si buna üzülmüs
ve ona demiski: